Yazı Detayı
05 Ocak 2020 - Pazar 21:19
 
MATEMATİK DERSİ SEÇMELİ OLSUN MU OLMASIN MI?
ALİ PEHLİVAN
 
 

Sayın Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk Bey'in geçenlerde bir haber kanalında yeni eğitim modeliyle ilgili olarak yapmış olduğu söyleşiyi dinleme fırsatım oldu. İtiraf etmeliyim ki ilk defa bir Milli Eğitim Bakanı geleceğe dair beni bu kadar ümitlendirdi.

 

Bir kere bir insanın alanında liyakat sahibi olması bambaşka birşey. Sayın Bakanımızın bir sözünü özellikle vurgulamak gerekir ki yeni sistemin bu temel felsefe üzerine inşaa edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Sayın Bakanımız  "zamanın ruhunu yakalamamız gerekiyor" diyor ve yaklaşık yarım saatlik söyleşisinde yeni modeli ana hatlarıyla anlatıyor. Sayın Ziya Selçuk Bey'in anlatmaya çalıştığı yeni modeli en kısa şekilde şöyle izah edeyim:

 

Eski eğitim anlayışımız "ya hep ya hiç" felsefesi ile hareket etmektedir. Yani ya bütün temel bilimleri öğreneceksin, ya da yapamıyorsan sistem seni dışlayıp kendi dışına itecek. Ancak yeni modelde her bireyin 11. sınıfa kadar bütün bilim dallarını temel düzeyde öğrendikten sonra 12. sınıfta istediği bir alanda yoğunlaşıp akademik olarak oradan devam etmesi istenmektedir. İşte tam da bu noktada matematik dersi seçmeli olsun mu olmasın mı veyahut hangi dersler zorunlu olsun konusu gündeme geliyor ve sıkça tartışılıyor.

 

Meseleyi bu noktadan ele almak gerekirse getirilmek istenen modelin iki farklı handikapı ortaya çıkıyor. Esasında bu yazının amacı da bu handikapları minimize edecek köklü bir çözüm önerisi ortaya koymaktır.

 

Önce gelelim handikaplara:                     

1. HANDİKAP: Lise düzeyinde, ister bir Fen Lisesi olsun ister mesleki lise olsun, aynı okul çatısı altında farklı seçmeli ders alanları oluşturmak uygulamada kolay olmayacaktır. Öncelikle bu seçmeli derslerin eğer okul ders notlarına etkisi olacaksa öğrenci hoşlanmasa bile kolay gördüğü derslere yönelebilir. Ayrıca ders zaman çizelgelerinin planlanmasının zorluğu ve bir öğrencinin zorunlu olarak en az kaç ders alması gerektiği hususunu göz önünde bulundurmak gerekir. Mesele bir 12. sınıf öğrencisi 1 yıl boyunca sadece tarih dersini seçip, diğer bütün derslerden muaf olabilecek midir?

 

2. HANDİKAP: Sayın Bakanımız rehberlik adında bir projeden bahsetmişti. Proje sayesinde bakanımızın ifadesiyle öğrenciye denilecek ki "ey genç, biz senin yeteneklerini, ilgilerini, birikimini eğitim hayatın boyunca gözlemledik ve kaydettik. Bilimsel olarak senin yatkın olduğun alanlar şunlar. Bunları tercih edersen başarılı ve mutlu olursun".

 

Proje özünde çok doğru bir proje ve şahsen ben de daha önceki yazılarımda böyle bir data sisteminin kurulması gerektiğinden bahsediyordum. Fakat gerçekçi olmak gerekirse ortada şöyle büyük bir handikapımız var:

 

Bir öğrenci üniversitede okuyacağı bölümü seçerken hangi temel saiklerin etkisi altında karar vermektedir. Acaba herhangi bir bilim dalına ilgi duyması ve o alanda becerili olduğunu düşünmesi tek başına yeterli midir? Bu hususta sosyolojik olarak kapsamlı bir çalışma yapılması gerektiği kanaatindeyim. Ancak kendi gözlemlerime dayanarak söylemek isterim ki gençlerin kahir ekseriyeti gelecek kaygısını ön planda tutarak karar vermektedirler. Bu kararın alınma sürecinde bölümün, işgücü istihdam potansiyeline göre istatistik yapılır, tecrübelerden faydalanılır ve mantıksal bir değerlendirmeyle karar verilir. Öğrenci üniversitede bir bölüm tercihi yaparken öncelikle istihdam alanlarının genişliğine ve kamunun istihdam oranlarına bakar ; daha sonra da bölümün işgücü piyasasındaki hacmine bakarak buna göre risk analizi yapar.

 

Mesela tarih bilimine ilgi duyan bir öğrenci bu bölümün üniversitelerdeki hacmine oranla istihdam alanlarının kısıtlı olduğunu muhakkak göz önünde bulunduracaktır. Konunun daha net anlaşılması için Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramından yararlanmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Ne diyordu Maslow.? Alt basamaktaki temel fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyaçları belli bir oranda karşılanmadığı müddetçe bireyin diğer üst basamaklara çıkabilme olasılığı oldukça düşüktür. Hadiseyi çarpıcı bir şekilde örneklendirmek için şöyle bir kurgu yapmak istiyorum:

 

Okyanusun ortasında bir gemi batıyor ve dalgalar kahramanımızı sürükleyerek bir adaya getiriyor. Hikaye bu ya kahramanımız bir yazar olsun ve yazı materyelleri de deri bir çanta içinde kendisiyle birlikte taşınmış olsun.

 

Bir müddet sonra sahilde acıkmış ve üşümüş olarak gözlerini açan kahramanımız hemen kendine gelir gelmez başlıyor adanın doğal güzelliklerini ve kendi yaşadıklarını anlatan bir hatırat yazmaya...

 

Bir insanın karnı açken ve güvende değilken böyle sanatsal bir faaliyetle uğraşması akla pek muhal gelmedi değil mi? İşte geleceğiyle ilgili ciddi bir şekilde kaygı duyduğu halde bir öğrencinin tutup da kendini gerçekleştirmek istediği bir alanı tercih etmesi de mantıkla bağdaşmaz. Çocuk bunu kendisi istese anne-babası müsade etmez.

 

Bu noktaya kadar ileri sürmüş olduğum tezleri daha da somutlaştırmak adına bir tespitte bulunmak istiyorum:

 

Şöyle bir araştırma yapmak mümkün, ülkemizde son 10 yılda üniversite sınavlarında derece yaptığı halde matematik bölümünü veya fizik bölümünü tercih eden kaç öğrencimiz var? Şahsen takip ettiğim kadarıyla yakın zamanda bu yönde  tercihde bulunan bir öğrenciye rastlamadım. Bu derece yapan öğrenciler arasında Fizik bilimine özel bir ilgi duyan öğrencimiz acaba hiç yok muydu? İşte tek başına bu veriler bile ileri sürmüş olduğum tezin ne kadar gerçekçi olduğunu ortaya koyacaktır.

 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 

Şimdi gelelim benim önermiş olduğum ve bütün bu handikapları ortadan kaldıracak modeli anlatmaya:

 

Bütün Liseleri üniversitelerin bilimsel ve mesleki bölümlerine göre kategorize ederseniz, matematiğin seçmeli mi zorunlu mu olacağı problemi kendiliğinden ortadan kalkar. Mühendislik ve Teknik Bilimler Lisesinde okuyan bir öğrenciye mühendislik biliminin gerektirdiği dersleri zorunlu yaparsınız, beden eğitimi veya müzik dersini kendi seçimine bırakırsız. Ziraat Bilimleri Lisesinde okuyan ve 3.sınıfta mühendislik şubesine ayrılan bir öğrenciye kimya bilimini daha ileri bir düzeyde zorunlu olarak okutursunuz. Spor Bilimleri Lisesinde veya Güzel Sanatlar Lisesinde okuyan bir öğrenci için de matematik dersini seçmeli olarak okutabilirsiniz. Sağlık Bilimleri Lisesinde okuyan bir öğrenci doğal olarak biyoloji dersini daha ileri bir düzeyde zorunlu olarak öğrenmelidir. Zamanın ruhunu yakalayacaksak eğer bilim dallarındaki yönelmeyi erken yaşlarda başlatmak zorundayız. Uluslararası olimpiyatlarda derece yapıp madalya alan sporcular branşıyla ilgili yönelmeye artık 5-6 yaşlarında başlamaktadırlar. Bu bakımdan liseleri üniversitelerle bütünleşik bir hale getirmek gerekmektedir. Sınav sistemini de bu anlayış üzerine yeniden tasarlamak gerekir. Ziraat Bilimleri Lisesinden mezun olan öğrencilerin Ziraat Fakültesine giriş sınav sorularını, Ülkemizdeki Ziraat Fakülteleri bir sınav kurulu oluşturarak hazırlayabilir.

 

Şimdi gelelim 2. handikapın çözüm noktasına. Eğer bilim dallarının ve mesleklerin arzını ihtiyaca göre planlarsanız bu handikapı da kolayca aşarsınız. Üniversitelerdeki her bölümün işgücü piyasasında kabul gören talebi birbirinden farklıdır. Mesela fizik bölümünden mezun olan bir öğrencinin çalışma alanı sadece üniversitelerin akademik kadrolarıdır. Buna karşılık Ziraat Fakültesinden mezun olan bir öğrencinin çalışma alanı çok geniştir. Eğer İhtiyaçları lise düzeyinde belirleyip o oranda okul açarsanız sistemi aşağıdan yukarıya doğru dengeli bir şekilde planlamış olursunuz. Varsın öğrencinin okumak istediği lise,  ailesinin yaşadığı şehirde olmasın.

 

Söz gelimi Temel Bilimler Lisesinin Fizik bölümünü kazanan bir öğrenci ileride bilim adamı olacağından emin olsa genç yaşta uzak bir şehirde okumayı göze alamaz mı? Başta söylediğim gibi önemli olan hedefe erken yaşta kilitlenmektir. İnanıyorum ki böyle bir modeli gerçekleştirebilirsek zamanın ruhu da geçip bütün dünyaya örnek olabiliriz.

 
Etiketler: MATEMATİK, DERSİ, SEÇMELİ, OLSUN, MU, OLMASIN, MI?, , , , , , , , , , , , , , ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı